Büyülü Gerçekçilik ve Kolektif Hafıza: Dekolonyal Bir Perspektif ve Anlatısal Direniş
Büyülü Gerçekçilik ve Kolektif Hafıza: Dekolonyal Bir Perspektif ve Anlatısal Direniş
Cahide Sarı
Giriş: Estetikten Epistemolojiye Büyülü Gerçekçiliğin Ontolojik Dönüşümü
Büyülü gerçekçilik, edebi bir tür olmanın ötesinde, özellikle Latin Amerika ve sömürgecilik sonrası diğer coğrafyalarda, egemen anlatılara, sömürgeci miraslara ve otoriter rejimlere karşı epistemolojik bir direniş biçimi olarak ortaya çıkmıştır. Bu tür, Batı modernizminin dayattığı rasyonalist ve pozitivist gerçeklik algısını, radikal biçimde sorgulayan bir bilgi üretim sistemi sunar. Amacı, sadece fantastik öğeler eklemek değil, “rasyonel ve tekel” aklın dışladığı ve “ilkel”, “batıl” veya “irrasyonel” olarak kodladığı yerli kozmolojileri, sözlü gelenekleri, mitik zamanları ve hibrit kimlikleri, gerçekliğin meşru ve kurucu unsurları olarak yeniden merkeze yerleştirmektir. Bunu dışlanan unsurları "gerçekliğin meşru bir boyutu" olarak yeniden inşa ederek yapar. Bu bağlamda, büyülü gerçekçilik, estetik bir yenilik olmaktan ziyade, Walter Mignolo’nun “sınır düşüncesi” (border thinking) olarak tanımladığı, egemen epistemolojinin sınırlarında gelişen ve onu aşan bir bilme biçimidir.
Kavramın kökenleri, 1925’te Franz Roh’un post-ekspresyonist resme atıfla kullandığı “Magischer Realismus”a dayansa da onun dekolonyal gücü, Alejo Carpentier’in “lo real maravilloso americano” (Amerika’nın harikulade gerçeği) kavramsallaştırmasıyla ortaya çıkmıştır. Carpentier’e göre bu “harikuladelik”, Avrupa’dan ithal edilmiş sürrealist bir yöntem değil, Latin Amerika toprağının, tarihinin ve kültürel melezliğinin içkin bir özelliğidir. Bu radikal dönüşüm, büyülü gerçekçiliği, sömürgecilik sonrası dünyanın alternatif bir hakikat rejimi (regime of truth) kurma çabasının edebi ifadesi ve "yükselen sömürgecilik sonrası dünyanın edebi dili" haline getirmiştir.
1. Dekolonyal Bir Epistemik Strateji: Gerçekliğin Tekelini Kırmak
Büyülü gerçekçilik, en temelde, sömürgeci modernitenin kurduğu gerçeklik hiyerarşisini ters yüz eden bir stratejidir. Sömürgecilik, sadece toprağı ve kaynakları değil, aynı zamanda geçmişi, zamanı, bilgiyi ve inancı da sömürgeleştirerek, yerli halkların dünya görüşlerini marjinalleştirmiştir. Anlatılar, doğaüstü olayları gündelik hayatın doğal bir parçası gibi sunarak bu hiyerarşiyi tersine çevirir. Bu anlatı stratejisi, "authorial reticence" (yazar sessizliği) olarak adlandırılır; yazar mucizevi olanı hiçbir şaşkınlık belirtisi göstermeden, sıradan bir olaymış gibi anlatır.
Gabriel García Márquez’in Yüzyıllık Yalnızlık’ında Remedios’un çarşaflarla göğe yükselmesi veya Macondo’da ölülerin dolaşması bir yabancılaşma veya şaşkınlık unsuru değil, o dünyanın ontolojik dokusunun bir parçasıdır. Bu anlatım, Batılı “gerçekçilik” anlayışının evrensel kabul ettiği nedensellik ve determinizm yasalarını askıya alır. Böylece, sömürgeci aklın “gerçek” üzerindeki tekelini kırarak, gerçekliğin kendisini çok katmanlı, çoğul ve tartışmalı bir alan haline getirir. Bu, Aníbal Quijano’nun “kolonyal güç matrisi” (colonial power matrix) olarak adlandırdığı iktidar teknolojilerine edebi bir meydan okumadır; bilginin nasıl ve kim tarafından üretildiğine dair köklü bir itirazdır. Büyülü gerçekçilik, sömürgeci gücün "gerçek" üzerindeki tekelini kırarak, gerçekliğin kendisini ve gerçeklik üzerinde kurulan tekeli tartışmalı bir alan haline getirir.
2. Kolektif Hafıza: Tarihsel Amneziye Karşı Anlatısal Arşiv
Büyülü gerçekçilik, resmi tarih yazımının susturduğu, görmezden geldiği veya çarpıttığı geçmişi yeniden inşa eden anlatısal bir arşiv işlevi görür. Pierre Nora’nın “lieux de mémoire” (hafıza mekânları) kavramını edebiyata taşıyarak, romanları, kolektif hafızanın muhafaza edildiği alternatif mekânlara dönüştürür. Topluluklar, varlıklarını sürdürmek ve unutturma stratejilerine karşı direnmek için travma ve direniş hikayelerine tutunurlar. Büyülü gerçekçilik, resmî belgelerin silmek istediği tarihler için bir arşiv görevi de görür. Kolektif hafıza burada, sadece geçmişi hatırlatan pasif bir depo değil, kimlik inşasını sürdüren, adalet talebini besleyen ve geleceği yönlendiren aktif, politik bir güç olarak ele alınır. Kolektif hafıza, aynı zamanda, baskıcı rejimlerin dayattığı "tarihsel amnezi"ye (bellek kaybı) karşı en güçlü savunma mekanizmasıdır. Kolektif hafıza, egemen anlatılara karşı, sadece geçmişi hatırlatan bir unsur değil, kimlik inşası ve adalet talebi yönünde kolektif bir eylemlilik hali olarak ele alınmalıdır.
Márquez’in Yüzyıllık Yalnızlık’taki muz plantasyonu katliamı sahnesi, 1928 Kolombiya’sındaki gerçek bir katliamı (Santa Marta Katliamı) yansıtır. Romanda, katliamın ardından yağan şiddetli yağmur tüm izleri siler ve resmi söylem olayı yok sayar. Ancak edebiyat, devletin yarattığı bu “yapısal unutuş”a (structural oblivion) direnir. Márquez’in anlatısı, hafızayı olgusal bir kayıttan ziyade, duygusal ve duyusal bir deneyim olarak- sessizliğin gürültüsü, kaybolan cesetlerin ağırlığı- aktararak, tarihsel travmayı kolektif bilince geri kazandırır. Bu, büyülü gerçekçiliğin, hakikat ve uzlaşma komisyonlarının (truth and reconciliation commissions) işlevleriyle de yakınlaştırır: resmi olarak kabul edilmeyen acıyı, kolektif duygulanım alanına yerleştirmek.
3. Travma Poetikası: Konuşulamaz Olanın Sembolik Dilini Yaratmak
Travma üzerine literatürün işaret ettiği gibi, aşırı şiddet deneyimleri (savaş, kölelik, soykırım) geleneksel anlatı kalıplarından taşar ve “konuşulamaz” kalma eğilimindedir. Travmatik deneyimi olanlar, büyük ölçüde, yaşadıkları dehşeti "konuşulamaz" bulurlar; bu noktada büyülü gerçekçilik, bu sessizliği kırmak için travmanın parçalı, tekrarlayan ve kurgusal doğasına uygun bir sembolik dil sunar. Olağanüstü unsurlar- hayaletler, kehanetler, bedensiz sesler- burada, bastırılmış gerçekliğin metaforik tezahürleri olarak işlev görür.
Toni Morrison’ın Sevilen (Beloved) isimli romanında, 124 numaralı eve musallat olan hayalet, sadece kişisel bir kaybı değil, kölelik kurumunun işlediği sistematik suçlara ve bunun yarattığı nesiller boyu süren psikolojik yıkıma işaret eder. Hayalet, suskunluğu kıran, hatırlamaya zorlayan, geçmişle hesaplaşmayı dayatan etik bir varlıktır. Benzer şekilde, Isabel Allende’nin Ruhlar Evi’nde Clara’nın ruhlarla iletişimi ve kehanetleri, Şili’de diktatörlük döneminde yaratılan “kayıplara” (desaparecidos) ve devlet terörünün, klasik dilsel ifade biçimlerinden taşan boyutlarına ışık tutar. Büyülü gerçekçi araçlar, travmanın doğrudan tasvirinin ötesine geçerek, onun toplumsal ve tarihsel anlamını ve mirasını sorgulayan bir anlatı uzamı yaratır.
4. Feminist Dekolonyal Okuma: Ataerkil Tarih Yazımına Karşı Heterotopik Alanlar
Büyülü gerçekçilik, sömürgecilik ve patriyarkanın iç içe geçtiği baskı mekanizmalarına karşı, özellikle kadın yazarlar eliyle güçlü bir feminist karşı-anlatı alanı sunar. Bu metinler, tarihin doğrusal, ataerkil ve devlet merkezli versiyonlarına meydan okurken, ana-soylu (matrilineal) bir hafıza aktarımına işaret eder ve kadın bedenini alternatif bir bilgi kaynağı olarak kutsar. Büyülü gerçekçilik, kadın yazarlar tarafından feminist karşı-tarihler inşa etmek için de kullanılır. Bu anlatılar, tarihin doğrusal, ataerkil ve milliyetçi versiyonlarına meydan okur.
Allende’nin Ruhlar Evi’nde Clara’nın günlükleri, ailenin ve ülkenin resmi tarihini, kadın perspektifinden kayda geçiren bir karşı-arşivdir. Bu yazılı/görsel kayıt, nesilden nesile aktarılarak, erkek egemen siyasi söylemin silmeye çalıştığı kadın deneyimlerini ve direnişlerini korur. Morrison’ın Sevilen (Beloved) romanında ise Sethe’nin sırtında bulunan ağaç şeklindeki kırbaç izleri, sadece kişisel bir işkence izi değil, köleleştirilmiş siyah kadın bedenlere kaydedilen şiddetin somut bir belgesidir. Bu eserlerde, büyülü gerçekçilik, kadınların sezgi, rüya ve psişik yeteneklerini, ataerkil rasyonalitenin reddettiği bir bilgi ve güç kaynağı olarak meşrulaştırarak, heterotopik- yani egemen düzene ait olmayan, alternatif- toplumsal alanlar inşa eder.
5. Döngüsel Zaman ve Tarihin Yeniden Yorumlanması
Büyülü gerçekçi metinlerde zaman, Batı modernitesinin ilerlemeci, doğrusal ve homojen zaman anlayışının aksine, çoğunlukla döngüsel ve katmanlıdır. Nesiller arası tekrarlar, geri dönüşler ve tarihin bastırılmış anlarının ısrarlı biçimde geri gelmesi, bu zaman anlayışını yansıtır. Karakterler atalarının hatalarını tekrarlar, isimler ve kaderler nesiller boyu yankılanır. Bu döngüsellik, Latin Amerika’nın diktatörlükler, devrimler ve ekonomik krizlerle malül döngüsünü temsil eder ve aynı zamanda geçmişle yüzleşmenin ve onu dönüştürmenin bir imkânını da barındırır.
Büyülü gerçekçilikte geçmişin hayaletleri, hala yası tutulamamış, adaleti sağlanmamış ve hakikatle anlatılmamış olayların baskısıyla geri döner. Ancak geri dönüş, kaderci kısır döngüyü devam ettirmek için değildir aksine geçmişteki adaletsizlikleri gün yüzüne çıkarıp toplumsal değişim yaratmak için bir önkoşuldur. Geçmişin hayaletlerinin geri dönüşü, vicdanın ve hafızanın ağırlığını hatırlatır; bu hayaletler ancak adalet yerini bulduğunda veya “hakikat” anlatıldığında huzura erebilir. Karakterler, ancak bu hayaletlerle- yani geçmişin açık yaralarıyla- yüzleşerek, döngüyü kırma ve farklı bir gelecek tahayyül etme potansiyeli kazanır. Döngüsel zaman, geçmişteki baskıların bugünkü etkilerini anlamak ve bu döngüden çıkmak için bir strateji olarak işlev görür.
Sonuç: Edebiyatın Dekolonyal ve Dönüştürücü İşlevi Üzerine
Büyülü gerçekçilik, sömürgecilik sonrası dünyada edebiyatın politik ve dönüştürücü işlevinin en siyasal örneklerinden biridir. O, sadece bir anlatım tekniği değil aynı zamanda bir inşa alanıdır: Márquez, Morrison, Allende gibi yazarlar bize edebiyatın, resmi arşivlerin ve hukuki süreçlerin ötesinde, alternatif bir adalet ve hakikat zemini olabileceğini gösterir. Bu bağlamda kolektif hafıza, geçmişin statik bir kaydı değil şimdiki zamanın eleştirel okuması ve radikal dönüşümler için dinamik bir kaynaktır. Büyülü gerçekçilik, dekolonyal düşüncenin ve eleştirel hafıza çalışmalarının vazgeçilmez bir müttefiki olarak, sömürgeci mirasla hesaplaşmak, gerçekliği onarmak, çoğul ve eşitlikçi bir geleceği tahayyül edebilmek için epistemik zeminde çalışmaya devam etmektedir.