Shakespeare and Company: Bir Kitabevinden Fazlası
Shakespeare and Company: Bir Kitabevinden Fazlası
Paris’in sol yakasında, Seine Nehri’nin kıyısında konumlanan Shakespeare and Company, yalnızca bir kitabevi olmanın ötesinde, 20. yüzyıl edebiyat tarihine damga vurmuş bir kurumdur. İki ayrı dönemde, iki farklı kişi tarafından (Sylvia Beach ve George Whitman) şekillendirilen bu mekân, ticari bir işletmeden ziyade, edebi üretimin, fikir alışverişinin ve kültürlerarası diyaloğun gerçekleştiği benzersiz bir mekân haline gelmiştir. Kitabevi 20. yüzyılın başında ve ortasında, Amerikan, İngiliz, İrlanda ve diğer Avrupa edebiyatının Paris’te buluştuğu bir kavşak noktası olmuştur.
Sylvia Beach Dönemi: Kuruluş ve “Kayıp Kuşağın” Sığınağı
Shakespeare and Company’nin kurucusu, Amerikalı göçmen Sylvia Beach’tir. Beach, 1919’da Paris’in merkezinde, öncelikle bir ödünç kitap kütüphanesi (lending library) olarak tasarladığı küçük dükkânını açmıştır. Beach’in amacı, sadece kitap satmak değil, özellikle sürgündeki Anglo-Amerikan yazarlar için buluşma, tartışma ve çalışma alanı yaratmaktı. Bu nedenle bu mekân I. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’ya, özellikle de düşünce ve sanatın görece özgür olduğu Paris’e akın eden bir yazar nesli için hayati bir ihtiyaca cevap vermiştir.
Beach’in en cesur ve tarihi hamlesi, İngiltere ve Amerika’da sansür ve yayıncı bulamama gibi sebeplerle basılamayan Ulysses’i (James Joyce) 1922 yılında Shakespeare and Company adına yayınlamasıdır. Bu hamleyle kitabevi, bir edebiyat destek noktası olmaktan aktif yayıncılık faaliyeti yapılan bir yere dönüşmüştür. Beach, sadece Joyce’a maddi ve manevi destek sağlamakla kalmamış, aynı zamanda modernizmin bu kilit eserinin dolaşıma girmesini ve tanınmasını da sağlayarak edebiyat tarihi açısından son derece önemli bir işlevi üstlenmiştir.
Kitabevi kısa sürede Ernest Hemingway, F. Scott Fitzgerald, Gertrude Stein, Ezra Pound ve T.S. Eliot gibi isimlerin uğrak yeri haline gelmiştir. Yazarlar için burası sadece kitaplara ulaştıkları bir yer değil, aynı zamanda bir posta adresi, bir banka, sosyal çevre ve ilham kaynağı olmuştur. Beach’in, bu topluluğun merkezindeki figür olarak, “Kayıp Kuşağın” (Lost Generation) oluşumunda ve üretkenliğindeki payı oldukça büyüktür.
Shakespeare and Company Paris’teki tek İngilizce kitap satıcısı değildi ve Galignani, Brentano’s ve W.H. Smith gibi köklü rakiplerle de bir rekabet içindeydi. Beach’in başarısı, bu rekabette, kendine özgü bir “sadakat” yaratması ve sanatçılar topluluğu yaratma becerisinden kaynaklanmaktaydı. Bu perspektif, kurumu tek bir kahramanın hikayesi olarak değil, daha geniş bir tarihsel, ekonomik ve kültürel bağlam içinde anlamamıza da imkân tanımaktadır.
George Whitman Dönemi: Yeniden Doğuş ve “Tumbleweed”ler
1941’de Nazi işgali sırasında kapanan kitabevi 1951’de Amerikalı George Whitman tarafından yeniden canlandırılmıştır. Whitman, mekânı sadece yeniden açmakla kalmamış ve kitabevini daha radikal ve dayanışmacı bir yere çevirmiştir. “Bir kitabevi kılığına girmiş sosyalist bir ütopya” olarak tanımlanan bu yeni Shakespeare and Company’de, “Tumbleweed” (Rüzgârın önünde sürüklenen yabani ot) adı verilen bir konaklama/misafirperverlik sistemi hayata geçirilmiştir.
Bu sistemde, dünyanın dört bir yanından gelen genç yazar, şair ve gezginler, günde birkaç saat kitabevinde çalışma (raf düzenleme, temizlik, kasiyerlik) karşılığında, rafların arasına serilmiş küçük yataklarda kalma, kitapların arasında uyuma imkânı bulmuşlardır. Bu uygulama, kitabevini 7/24 canlı tutarken, yüzlerce yazarın (örneğin, Allen Ginsberg, Anaïs Nin, Julio Cortázar gibi isimlerin yanı sıra sayısız yazar) hayatını ve eserlerini doğrudan etkilemiştir. Whitman’ın bu radikal cömertliği, mekânı bir tür “edebi manastır” veya “yaratıcılık hanı”na dönüştürmüştür.
Hem Beach’in hem de Whitman’ın işletmecilik anlayışı, kar maksimizasyonunun önüne edebi değerleri ve kişisel ilişkileri koymuştur. Bu da kitabevini kapitalist ticari mantığa karşı bir direniş mekânı haline getirmiştir.
Sonuç: Yaşayan Bir Edebiyat Anıtı
Shakespeare and Company, 20. yüzyılın en önemli edebi eserlerinin filizlendiği, yazarların birbirini etkilediği ve desteklediği bir ilişkilenme ağı olarak işlev görmüştür. Sylvia Beach’in yaratıcı cesareti ve George Whitman’ın ütopik cömertliği ile şekillenen bu mekân, edebiyatın salt bir meta değil aynı zamanda bir dayanışma biçimi olduğunun somutlaşmış bir örneğidir. Günümüzde hala faal olan kitabevi, geçmişin mitosu ile bugünün yazar ve okurlarını buluşturmaya, dijital çağda dahi fiziksel bir edebiyat topluluğunun mümkün olduğunu hatırlatmaya devam etmektedir. Shakespeare and Company, Paris’in sadece coğrafi bir parçası değil, küresel edebiyat hayal gücünün ayrılmaz bir parçası haline gelmiş, yaşayan bir edebiyat anıtıdır.